29.9.10

Earth is a planet, not your TV!

Asla bize; uğruna ölebileceğimiz bir vatanın, bir kadının, bir işin varlığından bahsedilmedi. Eski zamanların yaratılmış tanrılarından yoksun büyüdük. Aşkı kaybettiğimizden beri amaçlarımızı da kaybettik.

Neron'un nasıl bir fikirle Roma'yı yakmaya kalkıştığı,

Ferhat'ın bir dağı tek başına nasıl delebileceğini,

Mevlana'nın kendisine nasıl bu kadar aşık alabileceği,

Kanuni'nin Viyana'nın ötesinde neyi o kadar hırsla istediğini,

Kesinlikle anlayabilmemiz mümkün değil ama bunun da kendimizce bir açıklaması olabileceğini düşünüyorum. Bildiğimiz her hikayenin sonunda varılmış ya da varılacak olan yerden daha ziyade, yol sırasındaki anlatıların, amaçları uğruna feda ettiklerinin, vadedilenlerin büyüsüne dair yaşadıkları, onlara yaşama tutkusu veren. Biz bu tutkuyu günlük plasebolar ile çeşitli dozlarda üst seviyede alabilecek durumdayız. Hayalini kurduklarımız, bir hayal olarak bize sunulmakta.

Sırf bu yüzden her seferinde gerçekliği arayıp, onu bulmaya çalıştığımızda kazanamayacağımız bir savaşın ortasına kalkansız, silahsız düşüveriyoruz. Kazamayacağımızı bildiğimiz için de denemekten korkuyoruz bir çok zaman. Zamanımızın modern zindanlarında uyuşturulmuş hayatlarında günlerini harcamaktan zevk alan mahkumlarız.


..


(İçeriye bağırır.)


-Reklamlar bitti!


2 yorum:

np studyo dedi ki...

bunu dion yani bi bakıma:
http://www.youtube.com/watch?v=H_GT1ra7l_o

Yunus Çağrı Kara dedi ki...

Evet!

Televizyonda dönen filmi ilk kim hatırlayacak diyordum. İyi oldu bak bu.

Okuyucu