6.3.11

Kırık Hikaye

size mavi gökleri, güzel kuş seslerini anlatmak isterdim. ufka kadar bir çimenliğin ortasında koşturduğumuzu da anlatırdım aslında. yeni doğan güneşin şavklarına kapıldığınızda hissedeceğiniz sonsuzluğu, ölümsüz bir anın vereceği keyfin aslında bizi ölümsüzleştirdiğini söylemek isterdim. ama tam burada bu hikayenin kırıldığını görüyorum. ölümsüzlüğü, sonsuzluğu istediğimiz için uğraşıyoruz. bir ismimiz, bir yerimiz olsun diye bu zaman çizgisi üzerinde ve bazı zamanlarda bunu hissettiğimiz anlarda bu ölümsüzlüğü yakalayabiliyoruz. oysa az önce bahsettiğim sonsuzluk, ışığın bir o kadar fazla olduğu için herşeyi görebilidiğimiz.,olağanüstü bir sessizliğin ortasında olduğumuz için rüzgarın her dalgasını duyabildiğimiz, yeteri kadar oksijen olduğu için göğüs dolusu nefes alabildiğimiz, boş havadaki nemden dolayı havaya dokunabildiğimiz, konuştuğumuzda kendimizi her zamankinden çok duyabileceğimiz kadar yalnız olabildiğimiz kısaca herşeyi bütün mükemmelliği ile algılaybildiğimiz için ölümsüzleşiyor. algılarımız çevre-dünyamızı gerçek ve sonsuz bir hale getiriyor. biz bu sonsuzluğun arkasına sığınmaya çalışıyoruz. var etme gücümüzün olmadığını düşünüyoruz. oysa algılarımızla yarattığımız çevre-dünyamızın içinde keyifli hissediyoruz. bir şeyi bulma çabasında değiliz. bir şeyi yaratma kudretine erişmeye çalışıyoruz.

kendimizi sadece bir kaç noktada da olsa ölümsüzleştirmeye, o noktanın sabitliğinin sonsuzluğunda kaybolmaya çalışıyoruz.

bütün gerçeği algılayabilecek kadar kabil yaratıklar değiliz.
korkularımızın algılarımızı köreltmesine izin vererek acizlik edip, küçük bir noktayla yetinmeye çalışıyoruz. asıl gerçekliğin ne kadar büyük bir acı olduğunu hiç birimiz bilmiyoruz ya da bir o kadar tanımsız bir mutluluğun okyanusun ortasına düşmekten korkuyoruz.

Ki haklıyız. bu kadarı, bu kadar aşağılık bir türün iradeli ellerine bırakılmayacak kadar fazla.


Hiç yorum yok:

Okuyucu